| aandacht | ilgi/dikkat çekmek, conclusies sonuç çikarmak, gezichten yüz |
| AANFLUITING | ( en) maskaralik, yüzkarasi, kepazelik, |
| AANGEZICHT | ( en) görünüş, manzara, görüntü van tot yüz |
| AANSCHIJN | 1 görünüş, yüz, çehre, 2 in het van de dood... ölüm |
| AARDBODEM | yeryüzü, |
| AARDKORST | ( en) taşküre, lithosfer, yeryüzü kabuğu, |
| AARDOPPERVLAK | ( ken), dünyanin yüzeyi, |
| AARDOPPERVLAKTE | ( n, s) dünyanin yüzeyi, |
| ablak yüzlü | rond van gezicht, mollig |
| ACHTERKANT | ( en) arka taraf, arka yüz, |
| achterstevoren, | (arka yüzü) andere kant/zijde d. 5 (ayakkabı) |
| ACHTTIENHONDERD sa, | bin sekiz yüz, |
| açildi, fig/mec | zijn gelaat helderde op yüzü neşelendi |
| AD il | dan/den, lik/lik/luk/lük, vier procent yüzde dörtten, |
| aflezen, begrijpen, | yüzünden okumak iets van iemands gezicht atlezen, 10 |
| AFSCHEPPEN | g, (schepte af, h, afgeschept) yüzünü almak, |
| AFSCHILLEN | g, (schilde af, h, afgeschild) soymak, yüzmek |
| AFSTROPEN | g, (stroopte af, h, afgestroopt) 1 (derisini) yüzmek, |
| AFZWEMMEN I | f, gs, (zwom af, is afgezwommen) yüzerek açilmak, |
| ahmağa yüz, | abdala söz vermeye gelmez Wees streng tegenover domen mensen, |
| ak - | kı 1 wit, 2 (yüz akı) onbezoedeld, vlekkeloos, 3 (mutlu) gelukkig ak |
| ak eerzaam, | deugdzaam, eervol, gerçek yüzünü göstermek zijn ware |
| alçalmak, yüz | suyu dökmek |
| aliştirmak, çocuğa | resim çizmeyi öğretmek, zich in het, zwemmen yüzme |
| almak, een | in zijn gezicht yüze bir şamar, hayal kirikliği, pen krijgen |
| almak, een | van 250 gld, ikyüzelli guldenlik öndelik avans, |
| almak, fig/mec | gepatenteerde leugenaar patentli yalanci, yüzsüz yalanci |
| alnı açık | (yüzü ak) fatsoenlijk, eerzaam, deugdzaam, eervol |
| alt yüz | grondvlak |
| AMFIBIE | ( en) ikiyaşayişli hayvan, yüzergezer hayvan, |
| AMFIBISCH | 1 ikiyaşayişli, amfibi, yüzergezer, 2 (v, vliegtuig) |
| ANTIPODE | (n) 1 yeryüzünün aksi tarafinda oturan kimse, 2 mv/çoğ |
| arife günü | yalan söyleyenin, bayram günü yüzü kara çıkar Al is de leugen |
| arka | achter, 2 (öbür yüz) achterkant d. achterzijde d. 3 (sırt) rug d. 4 |
| arka taraf | achterkant d. ( - yüz) achterzijde d. keerzijde d. |
| arka yüz | achterkant d. achterzijde d. |
| arsiz olmak, | yüzü kizarmamak, |
| arsizca, yüzsüzce, | utanmaksizin, utanmadan sikilmadan, |
| asık | (yüz) onvriendelijk, nurks. |
| asır - | srı 1 (yüzyıl) eeuw d. 2 (çağ) tijdperk |
| asırlık | (yüzyıllık) eeuwigdurend, (çok çok yaşlı) eeuwenoud, oeroud, 2 |
| ASPECT | ( en) 1 (kant) yüz, yön, taraf, yan, de andere en van |
| astarı yüzünden | pahalı De kosten overtreffen de baten. Het sop is de kool |
| ayıbını yüzüne | vurmak iemand zijn fout onder de neus wrijven |
| BADJUFFROUW | ( en) yüzme havuzu gözcüsü, |
| BADMEESTER | (s) yüzme havuzu gözcüsü, |
| BAKKES | ( en) (plat/argo) 1 yüz, 2 (mond) ağiz, |
| balık gibi | yüzmek zwemmen als een otter/vis |
| bekleding | 4 (yüzey) oppervlak 5 (ar) schaamtegevoel alnı |
| BEKLEDING | ( en) örtü, kilif, yüz, |
| benzeyen yüzer | eşya üzerinde köprü kurulur, taşima hizmetlerinde |
| bijassurantie sigortalinin | ödeyeceği hasar yüzdesi, sigortaya tabi olmayan |
| binin yarısı | beş yüz Maak je niet dik! |
| binin yarısı | beş yüz, o da bizde yok Ik ben blut! Ik heb geen geld! |
| BINNENBAD | ( en) kapali yüzme havuzu, |
| bir el | bir eli yıkar, iki el de yüzü yıkar Als de ene hand de andere wast, |
| birakmak, yüzüstü | birakmak, birini ortada birakmak, darda birakmak, iets in |
| biri ile | (bir şeyle) ilişkisini kesmek, birinden (bir şeyden) yüz |
| biri, mülayim, | yüzü yumuşak kimse, het van Columbus en basit |
| birine sirt | çevirmek, yüz çevirmek |
| bitmek üzere, | yüze yüze kuyruğuna geldik, er/ergens wel oren naar/voor |
| bladzijde sahife | yüz, yüzüncü sahife, nummer W,C, yüz numara, tuvalet, |
| BLAKEREN I | f, g, (blakerde, h, geblakerd) yüzünü yakmak, ütülemek, |
| BLAMAGE | (voor) ayip, yüzkarasi, rezalet, |
| BLAUW I | s, z, 1 mavi, de e hemel mavi gökyüzü, e druif kara |
| blik kaçamak | bakiş, 3 (oppervlakkig) üstünkörü, yüzeysel, gelişigüzel, |
| BLOTEBILLENGEZICHT | spreekt/kd şişkin yanak, dolgun yüz, |
| BOEVENTRONIE | (s) sinsi yüz, adi çehre, sahtekar surat, |
| BOTEL | (s) yüzer otel, otel gibi kullanilan gemi, |
| BOUWVALLIG | harabe, haşat, yikilmaya yüz tutmuş, ören gibi, |
| BOVENDRIJVEN | gs, (dreef boven, is bovengedreven) 1 yüzeyde |
| BOVENKOMEN | gs, (kwam boven, is bovengekomen) 1 yüzeye çikmak, |
| BOVENLEDER | ayakkabi yüz derisi, |
| BOVENLEER | ayakkabi yüz derisi, |
| BOVENVLAK | ken) üst yüzey, üst taraf, satih, |
| boyamak | verven, schilderen, kleuren, (yüz) grimeren, (çocuk yüzü |
| BROODJE | çörek, küçük ekmek, sandviç, zoete s bakken yüzsuyu |
| BRUTAAL | z, (...taler, st) arsiz, kaba, yüzsüz, utanmaz, |
| BRUTALITEIT | ( en) küstahlik, arsizlik, yüzsüzlük, şimariklik, |
| bu nedenden | dolayi, onun için, bu yüzden, bu sebepten |
| bu yüzden | daardoor |
| BUITENBAD | ( en) açik yüzme havuzu, açik hava havuzu |
| BUITENKANT | ( en) diş taraf, diş yüz, |
| BUITENZIJDE | (n) diş taraf, diş yüz |
| bulamazsin, zonder | eşsiz, als de şimşek gibi, loop naar de yüzünü |
| bumburuşuk | (yüz) gerimpeld, 2 (kumaş vb.) verfomfaaid, verkreukeld, |
| bürünmek | / (şal vb.) aandoen, omdoen, 2 (yüzeyi kaplanmak) aan alle |
| buruş buruş | kreukelig, gekreukt, (yüz) rimpelig |
| buruşturmak, yüzünü | ekşitmek, de hoofdprijs büyük ödülü çekmek, kazanmak, |
| çarpitmak, surat | yapmak, yüz buruşturmak |
| çatık | (yüz) somber, 2 (kaş) gefronst |
| çatlasa taş | çatlasa kd/spreekt. hoogstens, taş çatlasa yüz lira eder, dat |
| çayüzümü - | nü bot. bosbes d. (Vaccinium myrtillus) |
| çehre | (yüz) gelaat gezicht 2 (görünüş) aanschijn |
| CENT | ( en, s) kuruş, guldenin yüzde biri, tot de laatste |
| çizgi | lijn d. streep d. reep d. ribbel d. 2 (yüzde kırışık) rimpel d. |
| CLOSET | (s) yüznumara, tuvalet, kenef, ayakyolu, helâ, w,c, |
| çokyüzlü | veelvlak |
| CONFRONTATIE | (s) yüzleştirme, yüzleşme, karşilaştirma |
| CT. afk/kis | 1 courant geçerli, 2 cent kuruş, guldenin yüzde biri |
| DANKZIJ il | (n)in yardimiyla, sayesinde, yüzünden |
| dat zijn | gezicht rood aanliep o kadar ki öfkeden yüzü kizardi |
| de | der zee denizin yüzü, (buitenkant) diş tarafi, diş yüz |
| de | s ophalen omuz silkmek, iemand over de aanzien birine yüz vermemek, |
| de | spuwt, spuwt in zijn eigen aangezicht rüzgâra tüküren, yüzüne tükürür |
| de medaille, | Namazda yüzü olmayanın, ezanda gözü olmaz, Met |
| de vinger | yüzüğü parmağina geçirmek, in de modder blijven çamura |
| DEKKLEED | (...kleden) kilif, örtü, kap, yüz |
| deniz trafiği, | 4 boven komen a) su yüzüne çikmak, meydana çikmak, tekrar |
| derisini yüzmek | / n/ villen, ontvellen |
| DERTIENHONDERD sa | bin üç yüz |
| DESWEGE z, | o nedenle, bundan dolayi, onun için, bu yüzden |
| DIAMANTEN | elmastan, een ring elmas yüzük |
| diploma yüzme | diplomasi sinavina girmek, yüzme sinavi yapmak |
| diri diri | yüzmek istemek / iemand kunnen villen |
| dirlik yüzü | görmemek nooit rustig en comfortabel leven |
| dış yüz | buitenkant d. buitenzijde d. |
| diyecek olmamak, | hij zwemt als een balik gibi yüzer, moet zwemmen |
| DOBBEREN | gs, (dobberde, h, gedobberd) 1 su yüzünde sallanmak, |
| DOK | ( ken) gemi havuzu, dok, tersane, drijvend yüzer havuz |
| dökmek, soyulmak, | derisi kavlamak mijn gezicht begint te yüzüm kavliyor, |
| dolayi, yüzünden, | ten van het slechte weer kötü havadan dolayi, kötü hava |
| DOORDAT bağ | dan/den dolayi, yüzünden, nedeniyle, diğindan |
| DOORGRONDEN | g, (doorgrondde, h, doorgrond) iç yüzünü anlamak, |
| DRAAGVLAK | ( ken) 1 taşima yüzeyi, 2 (ondersteunende groep |
| DRAAIKONT | ( en) 1 (huichelachtig) dönek, ikiyüzlü kimse, 2 |
| DRIEZIJDIG | üç yüzlü |
| DRIJFIJS | yüzen buz |
| DRIJVEN I | f, gs, (dreef, is gedreven) 1 yüzmek, batmamak, su |
| DROMMEL | (s) 1 kör talih, şeytan, loop naar de yüzünü şeytan |
| DUBBELHARTIG | z, ikiyüzlü, içten pazarlikli, riyakar |
| DUBBELHARTIGHEID | ikiyüzlülük, sahtekarlik, riyakârlik |
| DUIVEL | ( en, s) şeytan, iblis, loop naar de yüzünü şeytan |
| DUIZENDJARIG | yüz yillik |
| DUNNETJES z, | ince, yüzeysel, esassiz, derin değil |
| e/ kemer, | gordel enz.) aandoen, omdoen, 7 /, (yüzük -, v. |
| een | gezicht solgun yüz, goud gümüş karişimi altin, grijs boz, |
| een glimlach | op zijn gezicht yüzünde bir tebessüm var, 4 durmak, de krant |
| een kubus | kübün alti yüzü, (v, plat) yüz, een bladzijde bir sayfa, (bij |
| een zeil | 3 (yüz) gezicht smoel d. facie d. |
| EERVERGETEN | şerefsiz, alçak, utanmaz, yüzsüz, yüzü kizmaz, |
| EERVOL | ( ler, st) şerefli, onurlu, yüzü ak, haysiyetli, |
| EEUW | ( en) 1 yüzyil, asir, de 20 ste yirminci yüzyil, 2 |
| EEUWFEEST | ( en) yüzüncü yildönümü eğlencesi |
| EEUWIGDUREND | yüzyil süren, asirlik, asirlarca süren |
| ELFHONDERD bin | yüz |
| eli yüzü | düzgün mooi |
| eline yüzüne | bakılır (van vrouwen) mooi |
| elmas yüzük | diamanten ring d. |
| ENENMALE ten | tamamiyla, yüzde yüz, büsbütün, dat is ten |
| epilepsi, wegens | hastalik yüzünden, hastaliktan dolayi |
| ERE | 1 onur, şeref, haysiyet, yüzaki, naar en geweten açik |
| etkilemez, ter | zake van ... dan/den dolayi, ötürü, yüzünden, nedeniyle, |
| etmek, | yüzünü |
| etmek, men | moet zaaien, wil men tarlada izi olmayanin harmanda yüzü olmaz |
| etmek, yüzüne | gözüne bulaştirmak |
| evlilik yüzüğü | trouwring d. |
| EXPRESSIE | (s) ifade, (v, gelaat) yüz ifadesi |
| ezan oproep | tot gebed d. gebedsoproep Namazda yüzü olmayanın, ezanda |
| FACADE | ( s, n) 1 binanin ön tarafi, ön cephe, yüz cephe, 2 fig/mec |
| FACE d | yüz, cephe, ön taraf, |
| FACET | ( ten) 1 façeta, faseta, yontulmu elmas yüzü, 2 (aspect) yüz, |
| FACIE | d, (s) yüz, surat, çehre |
| faizde olmak, | tegen 5% yüzde beşe faizde olmak, |
| familie ailesi | için yüzkarasidir |
| FARIZEEER | (s) ikiyüzlü, sahtekâr, düzmeci |
| FARIZEES farizeisch | s, z, ikiyüzlü, düzmeci, een e lach ikiyüzlü bir |
| favori I | (yüzde) bakkebaard d. II (sevilen) favoriet |
| fig/mec zij | blaakt van gezondheid sağliği yüzünden belli, II g, |
| FIRMAMENT | gökyüzü, gök, sema |
| foyasi meydana | çikmak, zuur trekken yüzünü buruşturmak/ekşitmek, uit het |
| FRONT | ( en) 1 ön taraf/yüz, cephe, ön, op alle en her yönden, her |
| geçirmek, yüzlemek, | 2 (v, gordijnen enz voorzien) (yer) döşemek, (perde) |
| geëxecuteerd worden, | 2 (yüz, gezicht) betrekken, 3 (duvara vb. takıl |
| GEHUICHEL | ikiyüzlülük, riyakârlik, |
| GEHUICHELD | riyakâr, ikiyüzlü, sahte, e tranen sahte göz yaşlari |
| gekomen is | gelmemesi dikkatimi çekti, 3 (overkomen) yüz yüze gelmek, |
| GELAAT | (...laten) yüz, çehre, surat |
| GELAATSKLEUR | yüz rengi, beniz |
| GELAATSNET | ( ten) mil/ask yüz kamuflaj filesi |
| GELAATSTREKKEN | mv/çoğ yüz çizgileri |
| GELAATSUITDRUKKING | ( en) yüz ifadesi |
| geluk hebben, | Talihi yüzüne güldü, Het geluk lachte hem toe. |
| geom, birleşmeye | yüz tutmak, birbirine yaklaşmak |
| GEOMORFOLOGISCH | z, jeomorfolojik, yeryüzü ile ilgili |
| gerçeği yüzüne | vurmak / n/ iemand de waarheid voor/op de neus drukken |
| gerçek yüzünü | göstermek zijn ware gelaat tonen, zijn ware gezicht laten |
| getirmek, yüzleştirmek, | yüz yüze getirmek, 2 iemand met ... birini |
| gevangeni | kd./spreekt. (bij een bank) rood, schuldig yüz gulden |
| GEVEINSD | ( er, meest ) 1 ikiyüzlü, riyakâr, içten pazarlikli, |
| GEVEINSDHEID | ikiyüzlülük, riyakarlik, yapmaciklik |
| GEVIND | yüzgeçli |
| gezicht | bir şeyi birinin yüzünden okumak, gözlerinden anlamak |
| GEZICHT | 1 ( en) (gelaat) yüz, sima, çehre, een bleek solgun bir yüz, |
| gezicht kederli, | asik, üzüntülü, een gezicht kederli yüz, üzgün yüz, 3 |
| gezicht yüze | bir şamar, (met vuist) yumruk, een met de vuist op tafel |
| girmek, iemand | laten a) birini düşürmek, b) birini yüz üstü birakmak, met |
| GLUIPERD | (s) sinsi, sinsi ve adi, içten pazarlikli, ikiyüzlü, riyakar |
| GLUIPERIG | z, sinsi, ikiyüzlü, sahtekar, riyakar |
| GOEDIG | z, yumuşak yüzlü, iyi kalpli, sevecen, yumuşak kalpli, dostça, |
| GOEDMOE | z, iyi yürekli, gönlü geniş, yumuşak yüzlü, mülayim, babacan |
| GOEDZAK | ( ken) iyi kalpli, karinca ezmez, yumuşak yüzlü |
| gökyüzü - | nü firmament lucht d. luchtje mec./fig. wereld d. |
| gökyüzündeki yildizlar, | 2 Allah, de beware me! Allah korusun! 3 cennet, in |
| GOLFBAD | ( en) dalgali yüzme havuzu |
| görünüş, dat | is een ander van de zaak bu işin diger yüzüdür, işin diğer |
| göstermek, su | yüzüne çikmak, ortaya çikrnak |
| göze gelmek, | (biriyle/bir şeyle) yüz yüze gelmek, in mijn ogen bence, bana |
| gözlerini faltaşi | gibi açmak, het gevaar onder ogen zien tehlike ile yüz |
| gram gram | yüz gram honderd gram, ons d. beş yüz gram halve kilo, pond d. |
| granuleren yüzeyini | tane tane) kabartmak, II gs, (, is ) tanelenmek, |
| GRIMAS | ( sen) çirkin surat, tuhaf surat, allerlei sen maken yüzünü |
| grond yere | tükürmek, iemand in het gezicht birinin yüzüne tükürmek, 2 |
| GRONDVLAK | ( ken) taban, alt yüz |
| gulden yüz | bin gulden |
| gulden yüz | guldenden biraz fazla, 3 sonra, geçerek, geçe, halfvijf dört |
| günü yalan | söyleyenin bayram günü yüzü kara çikar, 2 achterhaald |
| günü yalan | söyleyenin bayram günü yüzü kara çikar, de ligt in het midden |
| günü yüzü | kara çikar, een om bestwil makbul yalan, (grote) schaamteloze |
| günü yüzü | kara çıkar. Al is de leugen nog zo snel, de waarheid achterhaalt |
| gutste langs | zijn gezicht yüzünden ter boşandi |
| haar van | onu uzaktan taniyorum, zijn ware tonen gerçek yüzünü göstermek, |
| han me | zee) yüz |
| harmanda yüzü | olmaz, Men moet zaaien, wil men maaien. 2 (leke) vlek d. 3 |
| hatasini yüzüne | vurmak, birini hatasindan dolayi paylamak |
| hava | weer 2 (yeryüzünü kaplayan gaz) lucht d. 3 (gökyüzü) hemel d. |
| havlu handdoek | d. el havlusu, yüz havlusu handdoek d. hamam havlusu banyo |
| hebben van | dan/den çok olmak, nin içinde yüzmek, ten e üstelik, üstüne |
| HELM I | d, ( en) 1 miğfer,başlik, tolga, 2 (v, kind) yüz zari III d, (gras) |
| HEMEL | 1 ( en) (uitspansel) gök, sema, gökyüzü, gök kubbe, en aarde |
| het geld | para için, para yüzünden, zij moet veel werken het geld para için |
| het trommel | davul derisi, 2 bot, kütikül, 3 (v, melk) yüz, ince tabaka |
| hij loopt | naar de yüzüne değiyor, yüz yaşina giriyor, in het sturen |
| honderd | een dat ... yüzde bir ihtimal ki,, III h, (s) het voor en lehte |
| HONDERD sa, | yüz, tot tellen yüze kadar saymak, tien maal tien is on |
| honderd yüznumara, | w,c, tuvalet, een tje maken iş tutmak, vulg/k sikişmek, |
| HONDERDDUIZEND sa, | yüz bin |
| HONDERDJARIG | yüz yaşinda |
| HONDERDJARIGE | (n) asirlik, yüz yaşinda olan kimse, yüzüne basan kimse |
| HONDERDSTE si, | sa, yüzüncü |
| HONDERDTAL | ( len) (bir) yüz |
| HONDERDVOUD | ( en) yüz kat |
| HONDS | z, ( er, meest ) arsiz, it gibi, utanmaz, yüzü kizarmaz, küstah, |
| HONDSBRUTAAL | arsiz, yüzsüz, utanmaz |
| HUICHELAAR | (s) ikiyüzlü, riyakar |
| HUICHELACHTIG | z, ikiyüzlü, riyakar |
| HUICHELARIJ | ( en) ikiyüzlülük, riyakârlik |
| HUICHELEN | gs, (huichelde, h, gehuicheld) ikiyüzlülük etmek, riyakâr |
| kaş, alın | fronsen, 3 (yüz rimpelen |
| oorzakelijk | dan/den, yüzünden, dan/den dolayi, sterven de honger |
| para honder | 4 (yüzü bir arada) (stapel, pakje enz.) van honderd, |
| rechtzaak dava | procent h, ( en) yüzde, voor honderd yüzde yüz, |
| stikte, | gestikt) yüz yüze dikmek |
| tegenwerpen başina | kakmak, yüzüne vurmak |
| vanwege | dan/den dolayi, yüzünden, ...için, dan/den ötürü, nedeniyle, |
| yüz | mollig, 3 (yer) opgeruimd, netjes, 4 (eser vb.) verzameld |
| yüz bul- | ) brutaal worden |
| yüz yaşında | honderdjarige d. |
| yüzleştirilmek geconfronteerd | worden met |