| açik üniversite, | ons huis staat altijd voor je kapimiz sana her zaman |
| ADVENT | Noel bayrami için hazirlik zamani, |
| ahir zaman | 1 laatste tijd, 2 (kıyamet) de dag des oordeels |
| AIs je boos op me bent, qeef me dan ook aI mijn kusjes maar teruq | Eğer bana kızqınsan, o zaman öpücükIerimi qeri ver |
| Alla bir kulu idareci yapmak istediği zaman ona yardım elini uzatır | Als Allah wil om een van Zijn dienaren een beheerder, Hij geeft hem een hand (hulp) |
| als liefde | blind is, hoe gaat hij mij vinden dan?ask eger korse, o beni nasi bulcak o zaman? |
| Alsdan | O Zaman,Alsdan |
| Altijd | Her Zaman,Daima,Altijd |
| altijd | [bw]herzaman-- |
| ALTIJD z, | 1 her zaman, daima, her vakit, sürekli, devamli, 2 (in |
| amanı zamanı | yok Niet zeuren, het moet gewoon! Er is geen ontkomen aan. |
| anne gibi | davranmak, zij wil hem altijd her zaman ona anne gibi |
| ANTIQUITEIT | ( en) 1 antikalik, zamana uymayan şey, eskilik, 2 |
| ASIELRECHT | 1 siğinma hakki, 2 scheep/den savaş zamaninda |
| aşiri, iki | günde bir, het is kort çok az zaman var, çok acele, |
| Ayni | Zamanda |
| Ayni | Zamanda/Anda |
| aynı zamana | rastlamak / samenvallen, tegelijkertijd plaatsvinden |
| Ayni Zamanda | passant,Ayni Zamanda |
| aynı zamanda | gelijktijdig, gelijk, tegelijk, tevens, tegelijkertijd |
| aynı zamanda | olmak samenvallen, tegelijkertijd plaatsvinden |
| aynı zamanda | olmasını sağla doen samenvallen met, laten |
| Ayni Zamanda/Anda | tegelijk,Ayni Zamanda/Anda |
| ayni, | iedereen hemen hemen herkes, altijd nerdeyse her zaman, nooit |
| balık avlama | zamanı vistijd d. |
| BARBERTJE Barbertje | moet hangen her zaman bir günah keçisi bulunur, |
| barış zamanı | vredestijd d. |
| başim ağriyor, | bende son zamanlarda baş ağrisi var, een hele (lange) uzun |
| başını | kaşımaya eli değmemek, başını kaşımaya zamanı yok, / n/ het |
| başka zamana | kaydırmak / naar een andere dag verschuiven/verzetten |
| BEDENKTIJD | düşünme süresi/zamani, een week vragen bir hafta |
| BEDTIJD | ( en) yatma zamani, |
| belirli geçmiş | zaman dilb/taalk voltooid tegenwoordige tijd d. perfectum |
| belirsiz bir | zaman için voor onbepaalde tijd |
| belirsiz bir | zaman için, verlof süresiz izin, 2 taalk/dilb belgisiz, een |
| bepaalde | belirli bir zamanda, plaatselijke yerel saat, yerel zaman, komt |
| bespieden, | (uygun zaman -, juiste moment) afwachten, fırsat kollamak azen, |
| bestuur yerel | yönetim, e tijd yerel zaman, yerel saat, 2 lokal, belirli bir |
| bewaart, heeft | wat sakla samani gelir zamani, |
| biçelim derken | (çok zaman kaybediliyor, |
| biçim zamanı | maaitijd d. |
| bileşik zaman | dilb/taalk samengestelde tijd d. |
| Bir | Zamanlar |
| Bir Seyin | En Yogun Zamani |
| Bir Seyin En Yogun Zamani | piekuur,Bir Seyin En Yogun Zamani |
| bir süre, | de zal het leren zaman gösterecek, in de loop van de zamanla, |
| Bir Zamanlar | Eens,weleer,Eertijds,Bir Zamanlar |
| bir zamanlar | wel eens, eertijds, eens, weleer, vroeger |
| birakmamak, de | tijd die ons gegund is bize kalan zaman, 2 (met plezier |
| birbirine olan | durumu, 4 taalk/dilb karmaşik fiil, eylemi zamanla |
| birine yardim | elini uzatmak, zij is altijd her zaman yardima |
| BLOEITIJD | 1 çiçek açma zamani, 2 fig/mec yükselme dönemi, |
| boğmak, zaman | tanimamak, iemand birini sikiştirmak, birini aceleye boğmak, |
| boş zaman | vrije tijd d. |
| boş zamanları | değerlendirme vrijetijdsbesteding d. |
| BROEDTIJD | ( en) kuluçka zamani, |
| BRONSTTIJD | kösnüme zamani, |
| bu yana | 1 /- den/ (zaman) vanaf, sedert (die tijd), 2 (yer) hiernaar toe, |
| bu zamanda, | çağimizda |
| bunca zaman | al heel lang, sinds jaar en dag |
| bundan böyle | 1 (zaman) voortaan, van nu af, 2 (artık) niet meer |
| çağdaş yazarlar, | II z, ayni zamanda, ayni anda |
| çağina uymak, | maken zaman ayirmak, na kortere of langere er geç, morgen |
| CHRONOLOGIE | ( en) 1 (tijdrekenkunde) kronoloji, zamanbilimi |
| Ciflesme | Zamani |
| Ciflesme Zamani | paartijd,Ciflesme Zamani |
| çiftleşme zamanı | paartijd d. |
| COINCIDEREN | gs, (coïncideerde, h, gecoïncideerd) ayni zamanda |
| çok | zaman ayır veel aandacht besteden aan, veel bezig zijn |
| çözüm zamani | vardir, sedert die o zamandan beri, uit de zijn modasi |
| CRISISTIJD | ( en) kriz/buhran zamani |
| çur etmek, | zijn tijd zamani boşa harcamak |
| çürütmek, yok | etmek, de tijd zaman öldürmek |
| Dan | o zaman o vakit ,karete,Dan |
| DAN I | z, 1 (v, tijd) o zaman, o vakit, 2 nu en ara sira, bazen, |
| dat correspondeert | niet met wat hij toen zei o zaman söylediği ile |
| dat geval | o halde, öyle ise, o zaman, o durumda, is het pas zeven |
| Dat is dan geregeld. | Oldu o zaman. |
| dat vereist | veel tijd çok zaman gerektiriyor, |
| dayanmak goed | blijven, lang houdbaar zijn, lange tijd meegaan, 9 (zaman -, |
| de | werken zamana karşi yarişmak, zoals het je thuis tikt, tikt het |
| dek | (zaman, yer, tijd, plaats) tot, 2 (yan cümlecikle) totdat |
| dem | eski./vero. (nefes) adem d. 2 (zaman) tijd d. |
| Destijds | o zamanlarda,o vakitlerde ,Destijds |
| DESTIJDS z, | o zamanlarda, o vakitlerde |
| devamlı | (her zaman) altijd, (hâlâ) steeds, (tekrar tekrar) telkens, 2 |
| devran | (talih) fortuin lot 2 (zaman) tijd d. |
| dezelfde tijd | yaklaşik ayni tarihte, ayni zamanda, dat kost mij tien |
| DIACHRONISCH | z, artzamanli, artsüremli |
| Dietist(,En) | diyet uzamani ,Dietist(,En) |
| Digi | Zaman |
| Digi Zaman | wanner,Digi Zaman |
| diği zaman | 1 wanneer, als, terwijl, 2 (- di'li geçmiş zamanla) toen |
| dikkat etmek, | denk je de tijd? zamana dikkat et, denk je mijn auto? |
| dili geçmiş | zaman hikâyesi, toekomende tijd gelecek zaman |
| di'li geçmiş | zaman dilb./taalk. verleden tijd d. |
| dinlenme zamanı | rusttijd d. |
| dişi, de | des tijds zaman çarki, de en laten zien diş göstermek, iemand |
| dişindadir, bunun | mesele ile ilgisi yok, dat is een van tijd zaman |
| Diyet | Uzamani |
| Diyet Uzamani | dietist(,en),Diyet Uzamani |
| doğru değil | mi? alleen ... maar ook sadece ...değil ayni zamanda, dat was |
| Doorbrengen | zaman gecirmek,harcamak ,Doorbrengen |
| Doorkomen | ulasmak,zaman(gecirmek),Doorkomen |
| DRACHTTIJD | ( en) gebelik zamani/dönemi/süresi, |
| e, -a | değin 1 tot, tot dat, 2 (zaman) tot die tijd |
| e, -a | kadar 1 tot, totdat, 2 (zaman) tot die tijd |
| Echte vrienden | zijn als sterren je ziet ze niet altijd, maar je weet dat ze er zijngerçek arkadaşlar yılzdızlar gibidirler, onları her zaman göremezsin ama onların var olduklarını bilirsin |
| Echte vrienden | zijn als sterren je ziet ze niet altijd, maar je weet dat ze er zijngercek arkadaslar yilzdizlar gibidirler, onlari her zaman goremezsin ama onlarin var olduklarini bilirsin..! |
| Echte vrienden zijn als sterren je ziet ze niet altij maar je weet dat ze er zijn | gercek arkadaslar yilzdizlar gibidirler, onlari her zaman goremezsin ama onlarin var olduklarini bilirsin..! |
| een | onderzoek zaman isteyen araştirma |
| Eens | Bir Kere,Gelecekte,eskiden,bir zamanlar,,Eens |
| eens ara | sira, bir ara, bir zamanlar, (ooit) hiç, 7 je weet het niet, ? |
| Eertijds | Eskiden,bir zamanlar ,Eertijds |
| EERTIJDS z, | önceleri, vaktiyle, bir zamanlar, evvel zaman içinde |
| eisen, opeisen, | vorderen, 3 (zaman vb. gerektirmek) vereisen, vergen, vragen |
| epey zaman | epey zamandır lang, al lang, een lange tijd |
| ertelememek, üzerine | ot bitirmemek, zamaninda yapmak, iemand het voor de |
| eski zamanlarda | oudtijds, voorheen, eertijds |
| eskitti, | de tijd zamani harcamak, geçirmek, 3 iemand voor iets birini |
| eşzamanlamak | synchroniseren |
| eşzamanlamak, eşzamana | uydurmak |
| eşzamanlı synchroon, | synchronisch, gelijktijdig |
| eşzamanlılık synchronisatie | d. synchronisme gelijktijdigheid d. |
| ETENSTIJD | yemek zamani, |
| etmek, geld | (tijd) aan (y)a/e para (zaman) harcamak, veel moeite |
| etmek, zaman | öldürmek |
| evvel zaman | içinde vroeger, (masal anlatımında) Er was eens ... |
| fırsat her | zaman ele geçmez Je moet je kansen niet voorbij laten gaan. |
| geçe I | (zaman, van tijd) over, Saat ikiyi on geçe bir randevum var. Ik heb |
| Gecmek (Zamanin Gecmesi) | Versrijken (verstreek,Gecmek (Zamanin Gecmesi) |
| Gecmek Zamanin | Gecmesi) |
| geçmiş olmak, | modadan düşmek, vrije boş zaman, van die af o zamandan |
| geçmiş zaman | verleden tijd d. |
| geçmiş zamanla | toen |
| geçti, III | s, geçen, geçmiş e tijden geçen zaman |
| geen tijd | şimdi vaktim yok, of nooit şimdi veya hiçbir zaman, firsat bu |
| gehoorzaamheid çocuklarin | yatma zamani |
| Gehoorzaman | Itaat Etmek,Gehoorzaman |
| geklokt sp, | zamani ölçmek |
| gel zaman | git zaman lang daarna, lange tijd daarna |
| gelecek zamanla | als, wanneer, taşındığı zaman... Toen hij |
| Gelijktijdig | Ayni Zamanda,Gelijktijdig |
| GELIJKTIJDIG I | s, eşzamanli, zamandaş, çağdaş, ayni çağdan, e schrijvers |
| GELIJKTIJDIGHEID | eşzamanlilik, zamandaşlik |
| gelmek, onder | de van nin hükümeti zamaninda, saltanati altinda |
| gelmek, şansli | olmak, zamaninda yetişmek, |
| gemiyle ne | kadar zamanda katedilebilir? 2 een afgevaren schip |
| GENERATIE | (s) 1 soy, nesil, 2 (tijdgenoten) kuşak, göbek, zamandaşlar, |
| geniş zaman | aoristus d. (herhalend) tegenwoordige tıjd d. |
| gerektirmek | 1 noodzaken, eisen, vereisen, 2 (zaman, tijd) vergen, |
| GERUIM | oldukça uzun, (een) e tijd oldukça uzun bir zaman |
| getirmek, birini | komt altijd op zijn poten terecht kedi her zaman dört |
| gitmek, het | geld is gevlogen para uçtu, suyunu çekti, de tijd vliegt zaman |
| goed | zamanini (iyi) kullanmak, (iyi) harcamak, |
| GROEITIJD | ( en) büyüme zamani |
| GUNNEN | g, (gunde, h, gegund) 1 iemand geen tijd birine zaman |
| halletmek, | (afpassen) tam olarak ölçmek, tam miktari/zamani belirlemek |
| harcamak, de | tijd zamani boşa geçirmek, çarçur etmek |
| harman zamanı | maaitijd d. oogstijd d. pluktijd d. |
| hasat zamanı | oogstijd d. pluktijd d. maaitijd d. |
| hayatini öğrenimine | adiyor, zijn tijd aan ... (y)a/e zamanini vermek, |
| Hayvanlarda Eslesme | Zamani |
| Hayvanlarda Eslesme Zamani | paartijd,Hayvanlarda Eslesme Zamani |
| hazirdaki, | e tijd taalk/dilb şimdiki zaman, onder de e omstandigheden var |
| hebben, ergens | druk mee bezig zijn, 2 wanneer, (geçmiş zamanla) |
| heeft zijn | her şeyin zamani var, bijde zijn a) (modern zijn) modern |
| heelmeester zaman | her şeyin üstesinden gelir, het is hoog vakit dar, het |
| hep | (hepten) alle, totaal, geheel, volkomen, algeheel, 2 (her zaman) |
| Her | Zaman |
| her şeyin | bir zamanı var Alles op z'n tijd. Keulen en Aken zijn niet op een |
| Her Zaman | Altijd,Immer,Altijd,Her Zaman |
| her zaman | altijd, continu, voortdurend |
| her zaman | karşilaştiğimiz şey, her zaman olan şey |
| her zaman | züğürttür |
| hesaplamak, zamanini | iyi seçmek, 2 (tijdsduur opnemen) zamanini ölçmek |
| het je | schikt zamanin uygunsa, sana zaman uygunsa, het schikt me niet bana |
| hiç -çi | 1 niets, niks, (hiçbir zaman) nooit, (soru tümcesinde) ooit, 2 |
| Hicbir | Zaman |
| Hicbir Zaman | Nooit,Nimmer,Hicbir Zaman |
| hiçbir zaman | nooit, nimmer, nimmermeer |
| hikaye bileşik | zamanı dilb./taalk. onvoltooid verleden tijd d. imperfect |
| HOELANG z, | zal het nog duren? daha ne kadar sürecek, tot ne zamana |
| houden, zaman, | tijd) maken, reserveren, (para. geld) ergens voor |
| Ik denk altijd aan je | Seni her zaman dsnyorum |
| Immer | Her Zaman,Immer |
| Itaat Etmek | Gehoorzaman ,Itaat Etmek |
| Langzamerhand | Yavas Yavas,Zaman Gectikce,Langzamerhand |
| Lentetijd | Bahar Zamani,Lentetijd |
| Lijnrecht | Dosdogru,Zaman Kaybetmeden,Lijnrecht |
| Linea Recta | Dosdogru,Zaman Kaybetmeden,Linea Recta |
| Loops | Es Isteme Zamani Gelmis (Hayvan),Loops |
| maalesef tam | zamaninda, şimdi, aksi gibi tam o anda, aksi gibi tam ... |
| Maaltijd | Yemek Zamani,Maaltijd |
| Meestal | Zaman Zaman,Ekseri,Ekseriyetle,Meestal |
| Meteen | Derhal,Hemen,Hemen Ayni Zamanda,Birden,,Meteen |
| Mettertijd | Zamanla,Giderek,Mettertijd |
| Ne Zaman? | Wanneer?,Ne Zaman? |
| Nerede Ve Ne Zaman | waar en wanner,Nerede Ve Ne Zaman |
| Nimmer | hicbir zaman,Nimmer |
| Nooit | Hicbir Zaman,Asla,Nooit |
| O Zaman | Alsdan,toentertijd,toen,O Zaman |
| O Zaman O Vakit | dan,O Zaman O Vakit |
| O Zamanin | toenmalig,O Zamanin |
| O Zamanlarda | destijds,O Zamanlarda |
| Oruc Zamani | Vastentijd ,Oruc Zamani |
| Otopark Zaman Diski | parkierschijf,Otopark Zaman Diski |
| Paartijd | ciflesme zamani,hayvanlarda eslesme zamani,,Paartijd |
| Parkierschijf | otopark zaman diski, ,Parkierschijf |
| Passant | yoldan gecen kimse,bu arada,ayni zamanda, ,,Passant |
| Perfectum | perfektum,tamamlanmis simdiki zaman,,Perfectum |
| Piekuur | en yogun sat,bir seyin en yogun zamani,yogun kullanim saati, ,,Piekuur |
| Schafttijd | Yemek Zamani,Schafttijd |
| Seni her zaman dsnyorum | Ik denk altijd aan je |
| Steeds | Surekli,Herzaman,Steeds |
| tam zamanında | precies goed, op het juiste moment |
| Tamamlanmis Simdiki Zaman | perfectum,Tamamlanmis Simdiki Zaman |
| Tatil Zamani | Vakantietijd,Tatil Zamani |
| Tegelijk | Birden,ayni zamanda/anda,beraber,birlikte ,,Tegelijk |
| Tegelijkertijd | Ayni Zamanda,zie tegelijk ,Tegelijkertijd |
| ten tijde | van) zamaninda, esnasinda, sirasinda, de regering van nin |
| Tevens,2 | Da/Dahi,Ayni Zamanda,Tevens,2 |
| tij | zaman) kosten, 29 / (emmek) opnemen, opzuigen, 30 / |
| Tijd | Zaman,Zaman,Tijd |
| Tijd D(,En) | zaman,vakit ,Tijd D(,En) |
| Tijdgebrek H | zamansizlik,zaman yetersizligi ,Tijdgebrek H |
| Tijdnood D | zamansizlik ,Tijdnood D |
| Tijdschakelaar D(,S) | zamanli salter,zamanli devre anahtari ,Tijdschakelaar D(,S) |
| Tijdsverschil H(,Len) | zaman farki ,Tijdsverschil H(,Len) |
| Tijdverlies H | zaman kaybi ,Tijdverlies H |
| Timing | zamanlama,uygun zaman secimi ,Timing |
| Toekomen | vakti/zamani olmak ,Toekomen |
| Toen | o zaman,o vakit ,Sonra,Toen |
| Toenmalig | o zamanin ,Toenmalig |
| Toentertijd | o zaman,o vakitler ,Toentertijd |
| TZTAfk Te Zijner Tijd | zamani gelince ,TZTAfk Te Zijner Tijd |
| Uygun Zaman Secimi | timing,Uygun Zaman Secimi |
| v, dingen | eskimek, zamani geçmek, |
| Vakantietijd | Tatil Zamani,Vakantietijd |
| Vakti/Zamani Olmak | toekomen,Vakti/Zamani Olmak |
| Vastentijd | oruc zamani,Vastentijd |
| Verjaard | zaman asimina ugramis,Verjaard |
| Verlies | kayip,zaman kaybi ,zarar,ziyan,,Verlies |
| Versrijken (Verstreek | is verstreken) , gecmek (zamanin gecmesi),Versrijken (Verstreek |
| Voorbarig | vakitsiz,zamansiz,Voorbarig |
| Waar En Wanner | nerede ve ne zaman, ,Waar En Wanner |
| Wanner? | Ne Zaman?,ne vakit,digi zaman,diginda,,Wanner? |
| Weleer | onceleri,eskiden,vaktiyle,bir zamanlar,,Weleer |
| Yemek Zamani | Schafttijd,Yemek Zamani |
| yolunu kaybet- | ) de weg kwijt raken, 5 (zamanında ol op tijd |
| Zaman | Tijd,tijd d(,en),Zaman |
| zaman al- | ) duren, (tijd) kosten, Çok sürmez, het duurt niet lang. |
| Zaman Asimina Ugramis | Verjaard ,Zaman Asimina Ugramis |
| Zaman Farki | tijdsverschil h(,len),Zaman Farki |
| Zaman Gecirmek | doorbrengen,Zaman Gecirmek |
| Zaman Kaybi | tijdverlies h,Verlies ,Zaman Kaybi |
| zaman vermek, | 6 iemand in de hoogte birini yağlamak, övmek, een ring aan |
| Zaman Yetersizligi | tijdgebrek h,Zaman Yetersizligi |
| Zaman Zaman | Meestal,Zaman Zaman |
| Zaman(Gecirmek) | doorkomen,Zaman(Gecirmek) |
| zaman, miktar | precies, Hollanda'da tam beş yıl çalıştı, Hij heeft |
| Zamani Gelince | tztafk te zijner tijd,Zamani Gelince |
| zamanla tegen | akşam üzeri tegen de avond |
| Zamanlama | timing,Zamanlama |
| Zamanli Devre Anahtari | tijdschakelaar d(,s),Zamanli Devre Anahtari |
| Zamanli Salter | tijdschakelaar d(,s),Zamanli Salter |
| Zamansiz | Voorbarig ,Zamansiz |
| Zamansizlik | tijdnood d,tijdgebrek h,Zamansizlik |